Nasıl Aranır?
Nasıl Aranır?
İçindekiler
İçindekiler
Sonraki sayfa
Sonraki sayfa
Önceki sayfa
Önceki sayfa
Sonraki isabet
Sonraki İsabet
Önceki isabet
Önceki İsabet
Bu kitabı ara
Ara
Ana Sayfa
Ana Sayfa


20. Cild
Ümmü Eymen - Züsşimâleyn Bin Abd-i Amr (r.a.)

ÜMMÜ EYMEN;

kadın sahâbîlerden Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) “Annemden sonra annemdir.” buyurduğu Ümmü Eymen, Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) babası Abdullah’ın kölesiydi. Esas adı Bereke olup, Ümmü Eymen künyesidir.

Ümmü Eymen radıyallahü anhâ, Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) doğuşuna şâhit olup, küçük yaşta O’na hizmet etmiştir. Peygamberimiz altı yaşındayken annesi Âmine Hâtunla Medîne’ye gittiklerinde Ümmü Eymen de yanlarında idi. Medîne’den Mekke’ye dönüşleri sırasında Ebvâ denilen yerde hazret-i Âmine vefât edince, Ümmü Eymen o sırada altı yaşında bulunan Peygamberimizi (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke’ye getirip dedesi Abdulmuttalib’in yanına bırakmıştır. Bundan sonra da Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) yanından ayrılmayıp hizmet etmiştir. Daha sonra İslâmiyet tebliğ edilince Müslüman oldu ve Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) tarafından âzâd edilip serbest bırakıldı.

Ümmü Eymen İslâmiyet gelmeden önce Ubeyd bin Zeyd adında bir kimseyle evlenmişti. Bu evlilikten Eymen adında bir oğlu oldu. Bu sebeple Bereke adı unutulup kendisine Eymen’in annesi mânâsında Ümmü Eymen denildi. Bu kocası İslâmiyet gelmeden önce vefât etti. Dul kalan ÜmmüEymen, oğlu Eymen’i büyütüp yetiştirdi. İslâmiyet gelince kendisi ve oğlu Eymen Müslüman oldu. Oğlu Eymen daha sonra Hayber Gazâsında şehit oldu.

Peygamberimiz hazret-i Hadice vâlidemizle evlendiğinde hazret-i Hadice, Peygamberimize (sallallahü aleyhi ve sellem) Zeyd bin Hârise adında bir köle hediye etmişti. Peygamberimiz de (sallallahü aleyhi ve sellem) onu âzâd ederek serbest bırakmıştı. Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem); “Cennet ehlinden bir kimseyle evlenmek isteyen Ümmü Eymen ile evlensin.” buyurduğunda, Zeyd bin Hârise Ümmü Eymen ile evlendi. Bu evlilikten Usâme bin Zeyd doğdu.

Hazret-i Ümmü Eymen Medîne’ye yapılan hicrete katılıp hicret etti. Hicret yolculuğu sırasında oruçlu idi. “Revha” denilen yere gelince akşam olmuştu. Son derece susamış ve hiç kimsede su bulamamıştı. Susuzluktan kıvrandığı bir anda semadan beyaz bir ipe bağlı bir kap suyun kendisine doğru uzandığını görüp, tutarak kana kana içmiştir. Bu hâdiseyi anlatıp, artık o günden sonra hiç susamadım demiştir.

Ümmü Eymen radıyallahü anhâ Medîne devrinde yapılan savaşların bir kısmına katılmıştır. Uhud Savaşında, o da diğer kadın sahâbîler gibi su dağıtmış, yaralıların yarasını sarmış, ağır yaralıların Medîne’ye götürülmesinde yardımcı olmuştur. Hayber Gazvesinde de aynı hizmeti görmüştür. Kocası Zeyd bin Hârise, Mûte Savaşında 100.000 kişilik Rum ordusuna karşı 3000 kişilik orduyla savaşıp, kumandanlık ederken şehit oldu. (Bkz. Zeyd bin Hârise)

ÜmmüEymen, Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem ağır hastalığı sırasında Suriye tarafına gitmekte olan orduya kumanda eden oğlu Usâme bin Zeyd’e Peygamberimizi (sallallahü aleyhi ve sellem) ziyâret etmesini söylemiştir. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem vefât edince Ümmü Eymen günlerce ağlayıp gözyaşı dökmüştür. Hazret-i Ebû Bekr ve hazret-i Ömer ziyâretine gidip, artık ağlamamasını söylediklerinde o; “Beni Resûlullah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) vefâtı ağlatmıyor, zîrâ her canlı ölümü tadıcıdır. Beni vahyin kesilmesi ağlatıyor.” şeklinde cevap vermiştir.

Ümmü Eymen radıyallahü anhâ, hazret-i Ömer’in halîfeliği sırasında çok yaşlanmış ve ihtiyarlamıştı. Eshâb-ı kirâm onu ziyâret edip, hürmet gösterirler ve ikrâmda bulunurlardı. Hazret-i Ömer, ona geçimini sağlaması için yıllık bir yardım bağlamıştı. Hazret-i Ömer şehit edilince çok ağlayıp, üzülmüştür. Ümmü Eymen, hazret-i Osman’ın halîfeliğinin ilk aylarında vefât etti.

ÜMMÜ GÜLSÜM;

Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) kızı. İslâmiyet gelmeden önce doğdu. Annesi hazret-i Hadîce’dir. Ümmü Gülsüm İslâmiyet gelmeden önce Ebû Leheb’in ikinci oğlu Uteybe ile nişanlanmıştı. İslâmiyet gelince Ebû Leheb îmân etmedi ve İslâmiyetin çok azgın bir düşmanı oldu. Onun hakkında (Tebbet) sûresi nâzil olunca oğluna Ümmü Gülsüm’ü boşamasını söyledi. O da babasını dinliyerek boşadı ve Peygamberimize sallallahü aleyhi ve sellem üzücü sözler söyledi. Peygamber efendimiz; “Yâ Rabbî, buna canavarlarından birini musallat et!” diye bedduâ eyledi. Uteybe Şam yolculuğu sırasında arkadaşlarının arasında uyurken bir arslan gelip, koklayarak onu buldu ve parçalayıp öldürdü.

Ümmü Gülsüm, hazret-i Osman’ın hanımı olan kardeşi Rukayye’nin Bedir Savaşından hemen sonra vefât etmesi üzerine, hazret-i Osman’a nikâhlandı (Bkz. Rukayye). Ona nikâhlanması vahiy ile bildirildi. Böylece Ümmü Gülsüm’ün hazret-i Osman’a nikâhlanması sebebiyle hazret-i Osman’a “Zinnûreyn” iki nûr sâhibi denildi. (Bkz. Osmân-ı Zinnûreyn). Ümmü Gülsüm Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem sağlığında, hicretin dokuzuncu yılında vefât etti. Cenâze namazını Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem kıldırdı.

ÜMMÜ HABÎBE;

Resûlullah’ın mübârek hanımlarından. İsmi Remle’dir. Babası Ebû Süfyân bin Harb bin Ümeyye, annesi Hind’dir. Hazret-i Muâviye’nin kız kardeşidir. Bi’setten on yedi sene önce Mekke’de doğdu. Medîne’de 664 (H.44) senesinde vefât etti.

Hazret-i Ümmü Habîbe, önce Resûlullah’ın halasının oğluUbeydullah bin Cahş ile evlendi. Kocasıyla İslâmiyeti kabul ederek ilk Müslümanlardan oldu. Mekke’deki kâfirlerin, Müslümanlara eziyet ve zararları dayanılmayacak bir dereceye geldiğinde Habeşistan’a hicret etti. Kızı Habîbe, Habeşistan’da doğduğu için, kendisi de “Ümmü Habîbe= Habîbe’nin annesi” künyesiyle meşhur oldu. Kocası Ubeydullah bin Cahş, papasların propagandalarına aldanıp, fakirlikten kurtularak, dünyâ malına kavuşmak için dîninden dönüp mürted oldu... Ümmü Habîbe’yi de İslâmiyetten çıkıp, zengin olmaya zorladı. O, fakirliğe, ölüme râzı olacağını, fakat, Muhammed aleyhisselâmın dînini ve sevgisini, bütün dünyâya değişmeyeceğini bildirdi. Ubeydullah bin Cahş, Ümmü Habîbe’yi boşayıp, sürünerek ölmesini bekledi. Fakat kendisi içki âlemlerine dalıp az zaman sonra sarhoş öldü. Peygamber efendimiz Ümmü Habîbe’nin dîninin kuvvetini ve başına gelen acı hâli işitince, îmân kuvvetine hayrân kalıp, hâline çâre aradı. Kendisi de, Mekke kâfirlerinin baş kumandanı ve Ümmü Habîbe’nin babası Ebû Süfyân ile mücâdele ediyordu. Müslüman olan Habeşistan hükümdârı Necâşî’ye, Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem hicretin yedinci senesinde mektup yazdırıp, Amr bin Ümeyye ile gönderdi. Mektupta; “Oradaki ÜmmüHabîbe ile evleneceğim, Nikâhımı yap! Sonra kendisini buraya gönder” buyurdu. Necâşî, Peygamberimizin mektubuna çok hürmet edip, hemen hazırlıklara başladı. Câriyesini gönderip, Resûlullah’ın isteğini bildirdi. Ümmü Habîbe, Resûlullah’ın nikâhına girmeyi kabul edince, Habeşistan hükümdârı iki gümüş gerdanlık, mücevherât, yüzükler ve bilezikler hediye etti. Necâşî, Müslümanları sarayına dâvet etti ve Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem ile Ümmü Habîbe’nin nikâhını kıydı. Böylece Ümmü Habîbe îmânın mükâfâtına kavuşarak oradaki Müslümanlarla birlikte râhata kavuştu. Cennet’te, kadınlar kocalarının yanında bulunacakları için, Cennet’in en yüksek derecesiyle de müjdelendi. Ümmü Habîbe’nin evlenmesi, babası Ebû Süfyân’ın kalbinin yumuşayıp, ileride Müslüman olmasını hazırlayan sebeplerdendir. Ümmü Habîbe radıyallahü anhâ, Muhâcirlerle, Necâşî’nin temin ettiği iki gemiye binip Car limanında indiler. Deveye binip Medîne’ye geldiler.

Ümmü Habîberadıyallahü anhâ, Peygamberimizi sallallahü aleyhi ve sellem çok severdi. Mekkeli müşrikler, Hudeybiye Antlaşmasını bozduktan sonra endişeye kapılıp, antlaşmayı yenilemek istediler. Bu iş için o zaman henüz Müslüman olmamış olan Ebû Süfyân’ı, Medîne’ye gönderdiler. Ebû Süfyân, Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem hanımı olan kızı Ümmü Habîbe’nin odasına girdiğinde, Peygamberimizin her zaman oturduğu mindere oturmak üzereyken kızı Ümmü Habîbe; “Sen bu mübârek yere oturmaya lâyık değilsin.” diyerek oturmasına mâni oldu. Ebû Süfyân kızından bu sözleri işitince, onun dînine bağlılığına hayret etti ve Mekke’nin fethinde Müslüman oldu.

Mekke-i mükerremenin feth edildiği gün, Resûlullah’ın sallallahü aleyhi ve sellem kadınlarla sözleşmesinde hanımı hazret-i Ümmü Habîbe de bulunup, bîat etti. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem bir gün evine geldiğinde, hazret-i Muâviye’yi, kız kardeşi Ümmü Habîbe’nin dizine başını koymuş görünce, hanımına; “Sen Muâviye’yi (kardeşini) çok mu seviyorsun?” buyurdu. ÜmmüHabîbe radıyallahü anhâ; “Evet, yâ Resûlallah!” cevâbını verince; “Onu Allah ve Resûlü de çok seviyor.” buyurdu.

Peygamber efendimizin vefâtından sonra Eshâb-ı kirâm Ümmü Habîbe’ye radıyallahü anhâ çok hürmet gösterdi. Hazret-i Ömer, ona geçimi için yıllık maaş bağladı. Hazret-i ÜmmüHabîbe; fâzıla, kâmile bir hanımdı. Peygamberimizden pekçok hâdiseye şehâdet edip, otuz hadîs-i şerîf rivâyet etti. Hadîs-i şerîflere çok dikkat ederdi. Bu hususta kendisine danışılırdı. Yeğeni Ebû Süfyân ibni Saîd’e abdestli bulunmayı tavsiye edip, şu hadîs-i şerîfi rivâyet etti: “Her kim bir şey pişirecek olursa abdest alması iyidir.” Yine; “Her kim her gün on iki rekat nâfile namaz kılarsa, o kimse için Cennet’te bir ev hazırlanır.” hadîs-i şerîfini rivâyet ettikten sonra; “Ben bunu işittikten sonra, o namazları hep kıldım.” buyurdu. Kendisinden kardeşi Muâviye radıyallahü anh, yeğeni Ebû Süfyân bin Saîd, Abdullah bin Utbe bin Ebû Süfyân, Sâfiye binti Şeybe, Zeyneb binti Ümmü Seleme, Sâlim bin Surâr bin Cerrâh, Urve bin Zübeyr radıyallahü anhüm hadîs-i şerîf rivâyet ettiler.

Hazret-i Ümmü Habîbe kardeşi Muâviye’nin radıyallahü anhâ hilâfeti zamânında hastalandı ve Âişe’yi radıyallahü anhâ çağırtıp; “Benimle senin ve diğerlerinin aramızda münâsebetler vardı. Eğer her ne sûretle olursa olsun aramızda hatâen bir şey geçmiş ise senden af etmeni isterim. Af edip hayır duâ ile an ve benim için mağfiret taleb et” deyince, hazret-i Âişe bu söz üzerine duâ edip; “Sen beni memnûn etmişsin. Hak teâlâ da seni memnûn kılsın.” buyurdu. Medîne-i münevverede 664 (H.44) senesinde, yetmiş üç yaşında vefât etti. Kabri Medîne-i münevverededir.

Sonraki